Duyurular

ŞANLI TARİHİMİZ

Haşim Albayrak
Araştırmacı Tarihçi - Yazar

Trabzon Yöresi Halkı ve Kafkasya İle İlişkileri

30 Ocak 2008 Çarşamba

Doğu Karadeniz Türklerinin, Anadolulara tuhaf gelen davranış ve adetleri Kafkas toplumlarının tipik özellikleriyle kuvvetli benzerlikler göstermektedir. Doğu Karadeniz Bölgesi Güneybatı Kafkasya’nın devamı niteliğindedir. İlk çağdan bu yana
Güneybatı Kafkasya’da etnik topluluklardan olanlar bu yörenin ilk yerleşik halkını oluştururlar.

Tarihte Kafkas kökenli topluluklardan Trabzon’a yerleşmeleri ile ilgili kayıtlardan tespit edilenler şöyledir:” Laz ya da Tçanin kavminin tarihi, eski Kolheti kavmi ile yakından ilgilidir. Kolheti Krallığı’nın nüfusunu Laz (Tçanlar) ile Manral (Megrel)lar teşkil ediyordu. Bunların kullandığı lisanın ortak adı Zanca (Gürcü lisanı) idi.

Tçanlar (Lazlar) Gürcü ırk grubunun bir üyesi olduğu iddiaları daha yaygındır.Ancak Türkiye’de yaşayan gerçek Lazlar kendilerini Türk olarak görürler.Almanların ekonomik etkisinde kalan Lazlarda ise kendilerini Gürcü görme isteği daha yaygındır.(Bu konuda son zamanlarda Lazlar ile ilgili yayınlanan kitapların çoğunun ve internet sitelerin çoğunun Alman orijinli olduğu ortaya çıkar.Hatta internette çeşitli laz siteleri işi bölücü unsurlara kadar getirmekte olup adres olarak Almanya’yı göstermektedir.) Tçani adı zamanla Laz deyimi ile yer değiştirdi. Hellenistik çağda (M.Ö. 5.-1 yüzyıllar) Lazlar ve onların akrabaları Megreller, Trabzon ile Abhazya arasındaki Karadeniz Sahil şeridini ellerinde bulunduruyorlardı. Lazları Çoruh Vadisine, Megreller ise Rion (?) vadisine kadar uzanıyordu. Megreller, Lazlara nazaran daha çok gelişme gösterdiğinden Yunanlılar ve Romalılar bu krallığa Kolhida diyorlardı. Bu krallığın sınırı Trabzon’u kapsıyordu. Lazlarda bu bölgede Trabzon’a bağlı idiler.

M.Ö. I. yüzyılda Romalılar, bölgeyi ele geçirip yönetimi Megrellerden alıp Lazlara verdi. Bundan dolayı bölgeye Romalılarca Lazike (Lezgi) denmeye başladı. (1)

Trabzon şehrinde kale içinde yaşayan milletli koloniciler, Sinop şehrine vergi ödemekteydiler. Bu bölgede yaşayan yerli halktan Halybler, Nossynoikler, Tibarenler, Kolkhlar (Lazlar) Scitenler hiçbir otoriteye bağlı değildir. Bu dönemde (M.Ö. 400 yılında) Trabzon şehri ve çevresinde yaşayan halklar hakkında Ksnophon’un anabasis adlı eserinden bilgi almak mümkündür. (2)

Kolkhlar (Lazlar), Elen lisanını (Grekçe) öğrenmeye çok erken çağlarda merak sarmışlardı. Çünkü bu lisan hem din hem de ticaret hayatında önemli yer tutar. Bu bölgede Elen kültürü çok yaygındı. Elenlerin kültürü, dinleri Lazlar tarafından kabul edilmişti. (3)

Gürcü kültür adamı Prof. Nika Maar’ın ve tarihçi P. Acaria’nın ifadesine göre Laz Gürcülerin Kiliselerinde ibadetler Yunan geleneğine göre yapılmaya başlanmıştı. Lazlar arasında, artık Laz lisanını terk edip Yunanca’yı benimseyen, kendilerini Yunan olarak tanıtan bir zümre türemişti. Ancak bunların Yunanlı olmadığı, konuşmalarındaki aksan farklılığı nedeniyle kolayca anlaşılmaktaydı. Bu zümrenin işgal ettiği saha Trabzon’dan, batıya doğru (Platal), (Akçaabat)ya kadar, güneyde Gümüşhane’ye kadar genişliyordu. (4)

Amasyalı, dünyanın ilk coğrafyacılarından Strabon, M.Ö. 60 yıllarında yazdığı eserinde Trabzon ve çevresini Kolkhis olarak açıklayıp şehrin çevresindeki dağlarda yaşayan insanlardan bahsederken bunların (Kolkhların) tamamı ile vahşi olduğunu, bazılarının ağaçlarda veya seyyar kulelerde yaşadıklarını belirtmektedir. Bu kulelere Masy dendiğinden antik devirde bu insanların Mosynekler olarak adlandırıldığını, bunların vahşi hayvan eti ve ceviz yiyerek yaşadıklarını, kulelerinden atlayarak yolculara saldırdıklarını yazar. (5)

528 yılında Trabzon civarında dağlık bölgede oturan ve Can/Tzan/Tcanni (Lazlar) adı verilen halk tam itaat altına alınamamıştı. Trabzon ve çevresindeki Bizans garnizonlarına baskınlar yapan canları (Lazları) itaat altına almak için bir ordu gönderilmişti. Yeni komutanlardan Tzitas’ın komutasındaki bir ordu canların ülkesine girmiş, sık ormanları kestirerek yollar açmış, bölgeden geçip iç kesimlere giden yollar üzerinde emniyeti sağlamak için kuleler inşa ettirmişti. Canlar üzerinde askeri hakimiyet kuran Bizans, onları Hıristiyanlaştırarak hudut muhafızlığı görevi ile hudutlara yerleştirmiştir. (6) Osmanlılar döneminde Trabzon-Sürmene ile ilgili kayıtlarda Cani, can isimlerinin bulunması (7), Sürmene’nin ikinci kez kurulduğu yerin Canayer ismini taşıması, buraya yakın bir köyün de Zenike/Canike/Tsanike (Bugünkü Yiğitözü Köyü) ismini taşıması bölgede yoğun bir can (Laz) yerleşimi olduğunu düşündürür. Hıristiyanlaştırılarak eritilmeye çalışılan canların etkisini kırmak için 530 yılında Bizans Ordusu tarafından yenilen Bulgar Türklerinin bir kısmı, (Balkanlardan getirilerek) çevre köylere iskan ettirilmiştir. (8)

Bazı kaynaklarda Lazların eski Türk boylarından olduğu belirtilir. Bugünkü Rize ile Artvin iline bağlı Arhavi ve Hopa’da Lazca konuşan insanlar yaşar. Bunlar bilhassa kıyı kesiminde yaşadıklarından sık sık yabancı kavimlerle ticari ilişkiye girmişlerdir. Bunun için konuştukları lehçede bulunan kelimelerin çoğu en eski Türk diline ait olmasına rağmen yeni bir lisanmış gibi yeni bir lehçenin doğmasına yol açmıştır. (9)

Lazların Türk olduğu ile ilgili görüşler daha yaygın (10) olmasına rağmen Rum Lazlarından da bahsedilmektedir. (11)
Trabzon yöresi ile Batı Kafkasya arasındaki ortak sosyal ve kültürel özellikleri açısından şu benzerlikler görülebilir:

1. Karadeniz kıyısı boyunca köyler kendi mahsullerinin ayrı ayrı ekildiği dağ kenarları ya da tepe üstlerine kurulu birçok köycüklerden oluşmaktadır. Bu tip yerleşme tarzı, kümeleşmiş Anadolu köyü ile kesin karşıtlık gösterir. Ama Batı Kafkaslarda birçok kırsal yerleşmelerde, özellikle Abazalarda, Çerkezlerde, Gürcülerde, Mingrellerde ve Osetlerde karakteristiktir. Türkiye’de bu köycüklerin kurulması eski çağlara dek uzanmaktadır.

2. Tipik Gürcü köy yerleşimi bir ırmak boyunca ırmağın her iki yanında 1 millik bir alanı kaplar bu bölgede bir birinden üçte bir mil mesafelerle ayrılmış ağaç yapılı ev grupları bulunur. Her grubun onu oluşturanların aile adını taşıyan kendi adı vardır. Her grup cami çevresinde merkezleşen, ortak çıkarları gevşek bir cemaat oluşturur. Her grubun kendine ait mısır tarlası, harman yeri, mezeresi (merası) ve koruluğu vardır. (13) Bu yerleşim şekli Trabzon ve Rize illeri köylerinin çoğunun sosyal organizasyon ve yerleşme biçimine oldukça uyar.

3. Batı Kafkasya ve Türkiye’nin Doğu Karadeniz kıyısında (Trabzon merkez olmak üzere) ev tipleri, hayvancılık tekniği, geçim kaynağı olan mahsul türleri arasında da benzerlik vardır. Bir Kafkas evinin niteliklerini aynen Trabzon’un, Rize’nin dağ köylerindeki evlerde de bulabiliriz.

4. Her iki bölgede de evlilikten doğan akrabalık bağları pek önemsenmez ve çok yakın tarihe kadar başlık paraları çok yüksektir.

5. Her iki bölgede de kadınların iffet ve sağlığı için görülmemiş bir özen gösterilir. Bu gibi birçok durumda Anadolu törelerinin de ötesine geçilir. Kafkas ve Doğu Karadeniz Türklerinde kırsal toplumda kadının yeri ile erkeğin yeri arasında ortak bir zıtlık vardır.

6. Kafkas ve Doğu Karadeniz erkeklerinde ortak bir özellikte savaşçı olmaları ve silaha olan düşkünlükleridir. Silahı olmayan bir erkeğin kıyafeti tamamlanmış sayılmaz. Silah bu topluluklarda vazgeçilmez bir unsurdur. Ancak yakın zamanlarda Doğu Karadenizliler silahı bırakmak zorunda kalmışlarsa da mali durumu yerinde olan zengin Karadenizliler taşıma ruhsatlı silah alarak bunların üstlerinde görülmesini, çevresindekilerden büyük üstünlük sayarlar.

7. Kan davaları da yakın geçmişe kadar çok yaygındı. Hatta Doğu Karadeniz’de erkeklerin çalışmamasının, gurbete çıkmasının, tarla, bağ, bahçe işlerinin kadın ve çocuklar tarafından yürütülmesinin nedenleri arasında kan davası da gösterilir. Kafkasya’da da bu durum aynen geçerlidir.

8. Bir Kafkas topluluğu olan Migreller (Gürcüleri oluşturan önemli bir kol) o kadar inatçı ve kindar insanlardır ki adam öldürmeyi tabii bir şey sayarlar. Adetlerine son derece bağlı olup ölseler de ondan vazgeçmezler. (13) Aynı durum Doğu Karadeniz insanları için de geçerlidir. Bu konuyu çağrıştıran şöyle bir fıkra var: “Bir yabancı, Karadeniz’de bir kasabada, bir Karadenizli ile kasabanın mezarlığını geziyormuş. Karadenizli mezar taşlarında ismini okuduğu adamlar hakkında bilgi veriyormuş.

- Ha şu mezar taşında dört tabanca kabartması olan, vurdi, vurdi, vurdi, vurdi, vuruldi... demiş.
Mezar taşında üç tabanca kabartması olan içinde şöyle demiş:

- Bu vurdi, vurdi, vurdi, vuruldi.
Mezar taşında bir tabanca kabartması olan için:
- Ha bu da vurdi, vuruldi... demiş
Sıra kabartmasız mezar taşına gelmiş. O zaman da başını sallayarak şöyle konuşmuş:
- Bu poktan bir adam idi. Eceliylen öldi. (14)

9. Batı Kafkasyalılar ve Doğu Karadeniz Türkleri arasında kadınların yeri, aileye ve aile içi düzenine bağlı kılınmıştır. Karadeniz köyü, Batı Anadolu normal ev tipini, çok fazla aşan bir mahremiyet gösterir. Köyde evlerin dokunulmazlığı kadının dokunulmazlığı ile eş değerdedir.

10. Yemek konusunda da bir çok Doğu Karadeniz yemeği, Kafkaslarda aynen yapılmaktadır. Örneğin; Türkiye’de Doğu Karadenizlilerin yaptığı fasulye turşusu ve bu turşunun sıcak kavurması aynen tüm Kafkas bölgesinde yapılmaktadır. Fasulyeye her iki taraf da lobiya demektedir. Bunun yanında mamalika, patiza, karalahana Karadeniz’de ve özellikle Gürcistan’da yapılmaktadır. (15)

11. Doğu Karadeniz ve Batı Kafkasya’ya özgü bir çok gelenek, görenek vardır. Anadolu insanı bazen islamî kurallara uymayabilen bu gelenekleri Rum adeti olarak görür. En orijinal ortak adetler arasında; pire kısırlaştırmak, dalga sakinleştirmek, canavar bağlamak, peri öldürmek, köpek havlamasının uğursuzluğu ve etek düğümlemek vardır. (16)

12. 18. yüzyıl Lazistan’ı (Trabzon Eyaleti) etnografyası, Gürcistan etnografyası ile aynıdır. Binlerce örnek arasından sporla ilgili olan yay-ok yapma, kullanma, sapan çeşitleri ve atış usulleri, oyunlar, danslar, avcılık gösterilebilir. (17)

(1) Muhammed Vanişli – Ali Tandilova, Lazların Tarihi, çevr. Hayri Hayrioğlu, İstanbul, 1992, Ant Yayınları, sf. 10
(2) Ksenophon, Anabasis (Onbinlerin Dönüşü), çevr. Tanju Gökçöl, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 1984, sf. 140-147
(3) Muhammed Vanişli Ali Tandilova, a.g.e. sf. 30-31
(4) Muhammed Vanişli Ali Tandilova, a.g.e. sf. 36-37
(5) Strabon, Coğrafya (Geopraphic), (Kitap XII, XIII, XIV Anadolu), çevr. Prof. Dr. Adnan Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 1987, sf. 28
(6) Thomas S. Brown – Anthony Bryer – David Winfield. Cities of Heraklius, ByzantineModern Greek Studies 4, 1977, sf. 27
(7) Tapu Tahrir Defteri 52, sf. 162 “Hisse an kariye-i Araklı, namı diğer Cani Tabii Sürmene an zevaidi mir liva.
(8) Mehmet Bilgin, Sürmene Tarihi, 1990, Sürmene, sf. 38
(9) Hilmi Göktürk, Anadolu’da Türk Tarihi
(10) Haşim Albayrak, İslamiyet’ten Önce Doğu Karadeniz’de Türk İzleri, Konuşan Karadeniz Dergisi, Mart 1988, İstanbul, sayı 3, sf. 17
(11) Michael E. Meeker, a.g.e. sf. 192-193
(12) Michael E. Meeker, a.g.e. sf. 183
(13) P. Minas Bıjışkyan, Karadeniz Kıyıları Tarih ve Coğrafyası 1817, 1819, Tercüme ve Notlar: Hrand D. Andreasyan, İstanbul Edebiyat Fakültesi Yayınları, no: 1311, İst. sf.69
(14) Haşim Albayrak, Fıkralarla Konuşan Karadeniz, İst., 1991, sf. 86-87
(15) Muhammed Vanilişi – Ali Tandilova, a.g.e. sf. 110
(16) Muhammed Vanilişi – Ali Tandilova, a.g.e. sf. 150-154
(17) Muhammed Vanilişi – Ali Tandilova, a.g.e. sf. 146-148

Haşim ALBAYRAK
Karadeniz Birlik Gazetesi, Sayı 48,Eylül, 1995
 

ANASAYFA
HAŞİM ALBAYRAK OFTA

17 Mart 2008 tarihinde Çanakkale Savaşları ve Oflular konulu bir konferans verecek

 
OFLU HOCALAR SONUNDA GÜNYÜZÜNE ÇIKTI
    

Haşim Albayrak, 25 yıl boyunca beşyüze yakın Oflu din adamının çoğuyla yerlerinde birebirgörüşerek hazırladığı eserle Oflu Hocaların bilinmeyen dünyaları ortaya çıktı. Bu kitabınhazırlanması aşamasında “Sahafların Son Şeyhi” olarak adlandırılan Sahaflar Derneği Başkanı ve eski din âlimlerinden Adil Sarmusak’ın konu danışmanlığı ve kontrolörlüğü yaptı.Oflu Hocalar, Türkiye’deki “Oflu Hoca” kavramı ile özdeşleşmiştir. Özellikle 18. yüzyıldan itibaren ülkenin din adamlığına damgasını vuran Oflu Hocalar, İcat yapan Oflu Hocalar, ülkenin hocalarını yetiştiren Oflu Hocalar, Hazerfen Ahmet Çelebi gibi uçan Oflu Hocalar, padişahlara huzur hocalığı yapan Oflu Hocalar, Fatih’te, Beyazıt’ta dersiamlık, müderrislik yapan Oflu Hocalar gibi tarikat şeyhleri olan Oflu Hocalar memlekette din adamı yetişmesini de tekellerine almışlardı.        Oflu Hocalar, 1. Dünya savaşlarında da halkı teşvik ederek, organize ederek, motive ederek savaşa gitmelerine katkıda bulunduğu gibi ünlü Of Direnişi’nde de hem kendileri ve çocuklarıyla hem de halkı örgütlendirerek, Oflu milislerle Ruslara karşı kahramanlıklar yapmışlardı. Kurtuluş Savaşı sırasında M. Kemal Atatürk’ün en zor zamanlarında, idam edilmesi ile ilgili Şeyhülislam fetvasına karşı Oflu Hocalar Atatürk’ün ülke kurtaran kahraman olduğu ve yanında olunması gerektiği konusunda fetva vermişlerdir. Böylelikle Kurtuluş savaşının başarılı olmasına katkıda bulundukları gibi, dini eğitimin yasaklandığı dönemlerde gizlice dini eğitim vermekten de geri kalmamışlardır.  
      Oflu Hocalar kitabı, büyük boy 472 sayfa olup, Haşim Albayrak’ın şu ana kadar yazdığı en geniş hacimli kitaptır. Kitaplar Sahaflar Yayınevinden çıkmış olup Oflu Çaykaralı Hayratlı ve Dernekpazarlı din adamlarını, eski müderrislerini ve din âlimlerini, belge ve resimleriyle birlikte almaktadır.Kitap yazarından imza karşılığı ödemeli ve imzalı isteme adresi Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
yada www.sahhaflar.com adlı internet adresinden de istenebilir.    
.    

  

Devamını oku...
 
1. Dünya Savaşında Doğu Karadeniz Muharebesi ve Of Direnişi' Kitabı Yayına Girdi.

 1. Dünya Savaşında Doğu Karadeniz Muharebesi ve Of Direnişi' Kitabı Yayına Girdi.

 

 
ÇALEKLİ DURSUN EFENDİ
Çalekli Dursun Efendi   

DURSUN NURİ FEVZİ GÜVEN (1883-1977)

HAŞİM ALBAYRAK
Of’un Çalek köyünde 1300 H (1883’te) doğmuştur. Babasının adı Yakup efendidir. 1917’de dersiam olmuş Trabzon ve civarında medrese müfettişliği yapmıştır .
(Karadeniz Gazetesinin Mayıs 1985’teki bir sayısında Ersin Ramoğlu’nun yazdığı “Alim Yatağı Of” adlı yazıda resmini ve hayatını konu alan kısa bir bölüm vardır.)
İstanbul Süleymaniye Medresesinde tasavvuf, kelam ve fıkıh şubelerinden mezundur.
Devamını oku...
 
Hazarfen mi Oflu Molla mı?...
Araştırmacı Haşim Albayrak, Oflu Molla Uzun Hasanın martıları taklit ederek Hezarfen Ahmet Çelebiden daha önceki bir tarihte uçtuğunu öne sürdü...
Devamını oku...
 
OF'TAKİ ALTINLAR NE OLDU

1985 yılında ulusal gazetelerde “Of’ta altın var” diye bir haber yayınlanmıştı. Aradan 20 yıldan fazla bir zaman geçti. Hala o altınlar bulunamadı.

Devamını oku...
 

ANKET

HAŞİM HOCA'NIN EN BEĞENDİĞİNİZ ESERİ HANGİSİDİR?
 
© 2009 Haşim ALBAYRAK
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.